Bir zihniyetin arka odasından notlar III : "Allah bizim belamızı verecektir!"
Tarih; 11 Aralık 1918.
Yer; Osmanlı Mebusan Meclisi.
Trabzon Mebusu Hafız Mehmet kürsüden “Allah bizim belamızı verecektir!” diyerek bağırmaktadır. Ermeni tehcirini araştırmak için kurulan Divan-ı Harb’ın önünde.
Hafız Mehmet; Karadeniz bölgesinde Ermeni sivillerin sandallara koyularak Karadeniz’e atıldıklarını anlatır. Bunu yapan Trabzon valisi Cemallettin Azmi Paşa’yı bir kaç kez Talat Paşa’ya şikayet etmesine rağmen sonuç alamadığını söyler.
Hafız Mehmet kürsüde şöyle konuşmaktaydı;
“Allah bizim belamızı verecektir. Mesele çok açıkta olduğundan inkâr edilemez. Ordu şehrindeki Ermeni vakasına şahidim. Samsun’a nakil bahanesiyle sancak mutasarrıfı (Faik) Ermenileri mavnalara doldurdu ve onları bahra ilka attırdı. Bunu bütün vilayette tatbik ettiğini işitmiştim. İstanbul’a döner dönmez onlar aleyhinde davaya muvaffak olamadım”
Herkes onun kadar vicdanlı değildir.
Bakınız, Diyarbakır Valisi Dr. Mehmet Reşit ne der; “”Türklüğüm tıp mesleğine galebe çaldı. Ermeni hainler zararlı mikroplardı. Bu mikropları imha etmek bir tabibin vazifesi değil midir”
Ermenilerin tehciri ve daha genel anlamda Anadolu’nun Türk olmayan anasırdan temizlenmesi çok önceden karara bağlanmış bir durumdur. Kuşçubaşı Eşref, Halil Menteşe ve Celal Bayar anılarında, “Anadolu’nun gayri-Türk unsurlarından tasfiye edilmesi doğrultusunda ayrıntılı planlar hazırladıklarını ve bu planları ilk önce Ege Bölgesi’nde Rumlara karşı uyguladıklarını” söyler.
Duruma hiç kimse engel olamamıştır.
Veliaht prens Abdülmecit bile! Bakınız, 7 Aralık 1918 yılında The Morning Post gazetesine nasıl bir demeç verir:
Bunlar tamamıyla Talat ve Enver’in işi. Cedlerimizi rezil eden lekelerdir. Hadiseler başlamadan önce Enver’e Abdülhamit idaresinde bizi utandıran ve rezil eden katliamlara tekrar müracaat niyetlerinin olup olmadığını sordum. Alabildiğim tek cevap “Karar verildi. Program bu” oldu.”
( Bu yazı, aslında benim “Ermenileri işte bu telgraflar yaktı!” başlıklı yazımda bir bölümdü. O yazı fazlasıyla uzayınca çıkarmıştım. )