"Eurabia korkusu: Müslümanlar Avrupa'yı istila mı ediyor?"
Avrupa 1930’lu yılların faşizmine geri mi dönüyor? Tüm kıtada açık biçimde göçmen düşmanlığı yapan aşırı sağcı partilerin kimi yerlerde iktidara geçerken kimi yerlerde yüksek bir oy patlaması yaşaması ve her yeni gün Avrupa’da yeni yeni ırkçı gösteri ve eylemler düzenlenmesi bu korkuyu haklı çıkarıyor.
Son olarak Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın yaptığı ve 23 bin 500 kişinin katıldığı araştırmaların sonuçları da göçmenlerin sağlık hizmetlerinden alışverişe, devlet kurumlarından trafik kontrollerine kadar her yerde bir ayrımcılığa uğradığını kanıtlıyor. Özellikle Afrika kökenli göçmenler bazen trafik kontrollerinde sırf deri renkleri nedeniyle çevrildiklerini iddia ediyorlar.
İngiliz yazar Johann Hari Avrupa’daki göçmen karşıtı grupların kullandığı söylemin zamanında Yahudilere karşı kurgulanan düşmanca söyleme benzediğini iddia ediyor.
İsviçre’de referanduma sunulan minare yapımı oylaması da Avrupalıların Müslümanlara karşı ciddi bir önyargı taşımakta olduğunu doğruluyor. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ve Almanya başbakanı Angelina Merkel’in Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine “Avrupa’nın bir Hristiyan medeniyeti olduğu için” karşı çıkması da dinsel kimliğin yarattığı öteki anlayışının dış politikaya kadar yansıdığının bir göstergesi.
Avrupa’daki göçmen karşıtlığı artık bir politik hareket olgunluğuna çoktan ulaştı. İnsanların bu hareketlere rağbet etmesinin nedenleri olarak göçmenlerin etnik ve dini farklılıklarıyla birlikte “sürekli suç işledikleri”, “düzenli vergi vermedikleri”, “çok hızlı çoğaldıkları”, “sosyal kasaları boşalttıkları”, “kadınları taciz ettikleri” ve “hoşgörüsüz oldukları” gibi gerekçeler de sıralandırılıyor.
Ancak bir başka gerekçe de tüm bunların altından sırıtıyor: Avrupa’ya göç eden göçmenlerin iş hayatındaki hakları devlet tarafından iyi korunulmadığı ve çoğu yerde devletin kaçak göçmenlere göz yumduğu için göçmenler yerli nüfusa oranla daha az ücretle çalışıyor. Bu durum; emekçinin ücretinden keserek daha çok kar etmek isteyen işverenler tarafından da fark edildiği için özellikel angarya işlerde göçmenler tercih ediliyor.
Belki de bu yüzden geçtiğimiz yüzyılın başından sonlarına kadar sermaye grupları tarafından pompalanan ve taşınan ırkçılık Avrupa’da artık orta sınıfın omuzlarında. Orta sınıf Avrupalılar; göçmenlerin ucuza çalışarak onların elinden işlerini çaldıklarını düşünüyorlar.
“Eurabia Korkusu: Avrupa İslam yurdu olacak”
Politik olgunluğa erişen göçmen karşıtı hareket kendini ideolojik bir taban da yaratıyor. Bernard Shaw’un Avrupa’nın ilerleyen yüzyıllarda göç nedeniyle İslamlaşacağını iddia ettiği sözüne dayanan gruplar “Stop Eurabia” adıyla internetin etkin biçimde kullanıldığı bir kampanya başlattılar.
“Stop Eurabia” hareketi adını Bat Ye’or isimli Musevi kökenli yazarın “Eurabia” isimli kitabından alıyor. Eurabia kelimesi; Avrupa’nın Müslüman göçü ve yüksek doğum oranları nedeniyle İslamlaşmasını ifade ediyor.
Hareket özellikle interneti çok etkin bir propaganda aracı olarak kullanıyor. Hazırladıkları mini belgesellerde Avrupa ülkelerinin demografik yapılarıyla ilgili bilgiler vererek kimi ülkelerin 50 yıl içerisinde yarısından fazlasının Müslüman olduğu ülkeler haline geleceğini söylüyorlar. Bazı akl-ı evvel Türkler de iyi bir şey söylendiğini zannederek sosyalleşme sitelerinde bu videoları paylaşıyorlar.
Avrupa’nın İslamlaşması; daha doğrusu Müslüman nüfusun Avrupa’da çoğalmasına olan tepki bu tarz belgesellerde öne sürülen ve doğru olduğu iddia edilen bilgilerle daha güçlendiriliyor.
Oysa gerek Bat Ye’or’un ortaya attığı “Avrupa İslam’a boyun eğiyor” tezi ve gerek diğer ırkçı grupların sürdürdüğü göç ve yüksek doğum oranlarıyla Müslüman nüfusun Avrupa’yı istila edeceği düşüncesi gerçeği yansıtmıyor.
Ancak bu gerçek olmayan ifadelere inananlar yalnızca ırkçı Avrupalılar değil. Avrupa’daki Müslüman nüfusun artıyor olmasının politik sonuçlarına en çok sevinen kişi Mısır lideri Muammer Kaddafi. Kaddafi; El Cezire televizyonuna yaptığı açıklamalarda Allah’ın Müslümanlara Avrupa’da kılıçsız, savaşsız bir zafer hazırladığını; Avrupa’daki 50 milyonluk Müslüman nüfusun yakın zamanda 100 milyon olacağını, Arnavutluk gibi yarısı Müslüman bir ülke ve Türkiye gibi nüfusunun tamamı Müslüman başka bir ülkenin Avrupa ile ilişkilerinin de bunun kanıtı olduğunu söylüyor.
Peki iddialar ne kadar gerçeği yansıtıyor? Müslümanlar Avrupa’yı göç yoluyla işgal mi ediyor? Avrupalılar ile Müslümanların nüfus artışı arasındaki fark ifade edildiği kadar büyük mü?
Dünyada ünlü The Economist dergisi, 22 Haziran 2006 tarihli sayısında Eurabia adlı kitabın ve hareketin iddialarını “Tales from Eurabia” (Eurabia’dan hikayeler) başlıklı yazıda eleştirdi. The Economist’e göre entegrasyen onu ilgilendiren herkes için çok zor bir iş olsa da Eurabia’nın yaptığı felaket tellallığından başka bir şey değil.
İslam ve Avrupa’daki Müslüman toplumlar ile ilgili yaptığı araştırmalarla tanınan Justin Vaisse ise Eurabia’nın Müslümanlarla ilgili tüm iddialarının bir mit olmaktan öteye geçemeyeceğini söylüyor. Vaisse’ye göre Müslüman nüfusu, Eurabia hareketinin iddia ettiği kadar hızda büyümüyor. Aynı zamanda Müslümanların monolitik ve yapışık bir grup olmadığını söyleyen Vaisse’ye göre; Müslümanların nüfuslarına rağmen yaşadığı Avrupa ülkelerinin dış ilişkilerinde çok az bir ağırlığa sahip.
Göçmen karşıtlığının önemli dayanaklarından biri olan göçmenlerin yerli nüfusun işsiz kalmasına neden olduğu miti de UNDP adına göçmenler üzerinde bir araştırma yapan Jeni Klugman tarafından çürütüldü. Krugman’ın araştırmalarına göre göçmenler geldiği ülkelere ekonomik anlamda aldığından daha fazlasını katıyor. Üstelik; göçmenler yerli nüfusu istihdam alanının dışına çıkarmıyor.
Stop Eurabia hareketinin internette yaydığı videoda geçen diğer bilgilerin de doğruluğu şüpheli. Örneğin videoda geçen Fransızların 1,8 doğum oranına sahipken Fransa’daki Müslümanlar için bu oranın 8,1 olduğu iddiası gerçeği yansıtmıyor. Çünkü Fransa Devleti dine ve etnisiteye dayalı istatistik tutmuyor.
Hollanda’da yeni doğan çocukların %50’sinin Müslümanların çocuğu olduğu iddiası da yanlış olmakla birlikte oldukça gülünç. Müslümanlar Hollanda’nın yalnızca %5,8’ini oluşturuyor. Doğan çocukların yarısının Müslüman olması için her Müslüman kadının Müslüman olmayan bir çocuğa karşı 14 ila 16 tane çocuk yapması gerekiyor.
Videoda verilen nüfus istatistikleri arasında neredeyse hiç doğru yok. Örneğin videoda Belçika’nın %25’inin Müslüman olduğu söylenirken bu rakam gerçekte %5 bile değil.
“Müslümanlardan neden korkuyoruz?”
Fransa’da yayımlanan haftalık Le Point dergisi “Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam” başlıklı dosyasında Avrupa’daki Müslümanları konu etti. Dergi; Avrupa’da Müslümanların sayısının artmasıyla suç oranı arasında bir parallelik olduğunu yazdı.
Dergi aynı zamanda Avrupa’daki Müslüman korkusunun Madrid’de yaşanan 11 Mart saldırıları ve Hollandalı yönetmen Theo Van Gogh’un öldürülmesinin payı olduğunu düşünüyor.
Sağcılığın ve köktenciliğin tüm dünyada ciddi biçimde yükseldiği ve pek çok araştırmacıya göre ait olunan dinsel ve etnik kimliğin çatışmalar yaratacağı bir çağa girildiği şu günlerde Avrupalıları yeni bir faşizm dönemi bekliyor olabilir.
1930’ların faşizminde kurbanlar Yahudiler ve Romanlar olmuştu. 2000’lerin kurbanı Müslümanlar mı olacak?
Trackback from PAUL
Time 06 Temmuz 2010 at 19:14
Buy:Zocor.Aricept.Prozac.Female Pink Viagra.Nymphomax.Advair.Female Cialis.Amoxicillin.Benicar.Lipothin.SleepWell.Lasix.Lipitor.Ventolin.Acomplia.Buspar.Zetia.Cozaar.Seroquel.Wellbutrin SR….