Şeyhülislam Ebussuud Efendi de istifa etsin mi?

By Lektel - Last updated: Cumartesi, Aralık 5, 2009

114140_846260302Yıllardır üzerinde susulan, susturulan ve hiç olmamış gibi davranılan bütün konular hakkında bugünlerde hiç kimse susmuyor. Türkiye; kelimenin tam anlamıyla bir tarih okuması patlaması yaşıyor. Yıllar boyu adının orjinalini söylemek bile zindanı boylamak için yeterli neden olan Dersim hakkında; bugün 37-38’de yapılan katliamın en ince ayrıntıları ve dönem eleştirisi yapılan yazılar, yorumlar her gazeteyi, televizyonu süslüyor.

CHP vekili Onur Öymen’in meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada geçen “Dersim İsyanı’nda analar ağlamadı mı?” sözüyle birlikte şişeden çıkan cin; tüm bir CHP tarihiyle hesaplaşmaya doğru hızla gidiyor.

Üstelik bu hesaplaşmada Sunni kökenli gazeteler, yazarlar, kanaat önderleri, kuruluşlar da var. Acaba Dersim gafı; yüzyıllardır Alevilere yönelik yürütülen politikayla hiçbir dönem ayırmı gözetmeksizin bütün olarak yüzleşilmesinin ilk adımı olabilir mi? Sunni kesim; Öymen’in gafına verdiği tepki ve istifasını isteği konusunda samimiyetini keserin sapı kendine döndüğünde de sürdürebilir mi?

Read the rest of this entry »

Filed in Düşünce • Tags: , ,

Adana Ağıdı

By Lektel - Last updated: Cuma, Aralık 4, 2009

httpv://www.youtube.com/watch?v=AABUHWedJbY

Bu yıl, 1909 Adana Katliamı’nın yüzüncü yılı. Bu katliamlarda Adana ve çevresinde yaşayan tam 30 bin Ermeni hunharca katledilmişti. Üstelik bu katliam; Ermenilerin, Kürtlerin, Makedonların, Arapların, Türklerin ve kısacası Osmanlı’da yaşayan bütün halkların ilanına “köylerinde düğün yapacak kadar” sevindiği Meşrutiyet’ten sadece bir yıl sonra yaşanmıştı.

1909; Anadolu’daki Ermenilerin Hamidiye Alayları ile başlayan “temizlik” sürecindeki kritik duraklardan biridir.

Nokta; 1915′de koyulmuştur. Bugün Türkiye’de çoğu Ermenistan’dan son on-yirmi yıl içerisinde gelmiş kaçak işçilerden oluşan 20-30 bin kadar Ermeni vardır yalnızca

Yani Kuşçubaşı Eşref’in, Celal Bayar’ın anılarında anlattığı o “Anadolu’yu Türk olmayan unsurlardan temizleme” harekatı başarıya ulaşmıştı.

Sadece Ermeniler için değil; bu toprakların en kadim halklarından biri olan Yunanlılar için de. İstanbul’da yayım yapan bir Rum gazetesinin başyazarının dediği gibi “1950′lerin bir milyonluk İstanbul’unda yüz bin kişiydim; 2000′lerin 15 milyonluk İstanbul’unda bin kişiyim”

Fazla söze gerek yok.. Gereken sözleri bu içli ağıt (Eupology) anlatıyor bize. Bu ağıdın müziği, Seden Gürel tarafından “Sebebin Aşk” isimli şarkı için kullanılmıştı. Albümde şarkının müziğinin Adana Ağıdı’ndan alındığı geçiyor mu, bilmiyorum.

İşte sözler..

Ağlasın Ermeniler bu acı kıyıma,
Çöle döndü, görkemli Adana.
Ateş ve kılıç vicdansız talan,
Rupen’in evi ah oldu viran.
Read the rest of this entry »

Filed in Konudışı • Tags: , ,

O halde yaşasın kanser hücreleri!

By Lektel - Last updated: Çarşamba, Aralık 2, 2009

tshirt_modernism_larger(Not: Aşağıdaki yazı Suat hocanın Harcıalem isimli blogunda “Modernite” isimli yazıya yorum olarak yazdığım yazıdır. Buraya da eklemek gerektiğini düşündüm. )

Modern insan kanser hücresidir cümlesi çarpıcı olduğu kadar yanlış bir cümle.

Modern insan; şu ana kadar yaşanan insanlık tarihinin en insanca yönetim ve fikirlerini ortaya koymuş insandır.

Demokrasi, anti-militarizm, hukuk devleti, enternasyonelizm gibi sayabileceğimiz bir çok madde ya ilk defa modern zamanlarda ortaya çıkmıştır ya da esas anlamına modern zamanlarda ulaşmıştır.

Modern insanı modernite-öncesi insandan ayıran en temel fark birinin birey diğerinin yığın oluşudur.

Yığını herkes çok sever.

Çünkü yığınlar hak aramaz. Yığınlar kendi yığınından başka yığınlarla ilgilenmez. “Benim yığınım üstündür” diyip yönetirsiniz. Oysa birey “bireyliği” tek kimlik olarak kabul eder ve her şeyin kendi çevresinde dönmesini ister.

Bu durum modern zamanlarda devlet otoritesinin sürekli olarak azalmasını getirmiştir; bir kaç çılgınlık dönemi hariç. Ki o çılgınlık dönemlerini de “modernizmin günahı” diye damgalamak; esasında yüzeyselliktir. O çılgınlıkları hazırlayan ekonomik altyapıyı görmezden gelmektir.

Modern zamanlarda daha çok insanın öldüğü savaşların çıkması ise bir söylem olarak tümüyle anakronizmdir. Modern zamanlarda gelişen teknoloji silah endüstrisini de geliştirmiştir; aynı zamanda insan sayısı da çoğalmıştır.

Orta Çağ’da yaşanmış ok ve kılıç kullanılarak yapılan bir kaç bin kişilik savaşla milyonlarca insanın katıldığı ve tüfeklerin, topların, uçakların kullandığı savaşları kıyaslamak yanlıştır.

Fatih’in, Eyyübi’nin, Sezar’ın, Lionheart Richard’ın, Cengiz Han’ın atom bombasına, misket bombasına, nükleer bombaya sahip olsaydı kullanmayacağını düşünmek de saçmadır.
Read the rest of this entry »

Filed in Felsefe Notları • Tags: ,

Lipovanlar: kendini hadım eden cemaat

By Lektel - Last updated: Çarşamba, Aralık 2, 2009

Bir Lipovan ayini

Bir Lipovan ayini

1600’lü yıllar Rus Ortodoksluğu için büyük değişimlerin ve bölünmelerin etkisinde geçti. Asıl ismi “Nikita Minin” olan Patrik Nikon; “Rus Ortodoks, Din ve Dua” isimli kitabından kendisinde ve yorumunda yaptığı radikal değişimler kilisenin bağlılarını ikiye böldü.

7 Mayıs 1605 yılında bir köylünün oğlu olarak dünyaya gelen Nikita; 1643 yılında 38 yaşındayken başrahip oldu. İlerleyen yıllarda sıklıkla ziyaret ettiği Moskova’da tanınmış bir din adamı oldu ve Çar Alexius tarafından Novoposky Manastırı’na atandı. Ardından yine aynı çar tarafından metropolitanlığa yükseltilen Nikita; 1652 yılında Rus Ortodoksluğunun en yüksek mertebesi olan Patrikliğe seçildi.

Patrik Nikon; Yunan kaynakları başta almak üzere din konusunda bir çok kaynağa başvurarak Rus Ortodoksluğunu yeniden yorumlamaya girişti. Bir süre sonra Rusların kullandığı “service-books” yani dua kitaplarının dine aykırı olduğuna Kiev ve İstanbul’daki din öğrencilerini ikna etmeyi başardı. Read the rest of this entry »

Filed in Popüler Tarih • Tags: , , , , ,

Sadi Maksudi Aral'ın başına ne gelmişti?

By Lektel - Last updated: Salı, Aralık 1, 2009

Sevan Nişanyan bugünkü yazısında Sadi Maksudi Aral’dan bahsetmiş. Elinde “Yanlış Cumhuriyet” kitabı bulunmayanlar için daha evvel yazdığım “Atatürk ekber Atatürk ekber” başlıklı yazımdan Aral ile ilgili bölümü yeniden alıntılıyorum.

Bu tarz örnekler bir dönemin yönetim biçimini özetler niteliktedir.

Sadi Maksudi Aral.. Sofra müdavimi, devrim profösörü. DenizBank yeni kurulacak o zamanlar, isim meselesine itiraz ediyor. “DenizBank” Türkçe’ye uygun değil diyor. Bunun yerine Denizcilik Bankası ya da Deniz Bankası olmalı diyor. Bankaya “DenizBank” ismini veren ise Atatürk..

Sonra ne oluyor biliyor musunuz?
Read the rest of this entry »

Filed in Popüler Tarih • Tags: , , ,

Andreas Gülanyan'ın anlattıkları

By Lektel - Last updated: Perşembe, Kasım 26, 2009

Andreas Gülanyan; 1905 Çatak doğumlu bir Osmanlı Ermenisi. “Ermeni Katliamlarından Kurtulanların Anlattıkları” isimli kitapta onun da anıları var. Andreas; 1908′deki Hürriyet İlanı’na nasıl sevindiklerini, olayların nasıl kötüleşmeye başladığını ve kendi ailevi hikayesini de anlatıyor.

İşte Gülanyan’ın gözünden Ermeni olayları;

oki11cd4fc211ac7c51by

Jön Türklerin 1908′de iktidara gelip kendilerini, Türkiye’de yaşayan bütün milli azınlıklara yakınmış gibi göstermelerinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmişti. Türkiye’nin bütün milletlerin vatanı olduğunu ilan ediyorlardı. Ancak, bütün bunlar yalandı. Onların amacı Birinci Dünya Savaşı’ndan faydalanıp Almanya’nın müttefiki olarak Ermenistan’a saldırarak Ermenileri katletmekti. Bu amaçlarına ulaşmak için gizli toplantılar yapılmış ve bütün bunlar Birinci Dünya Savaşı yıllarında hayata geçirilmişti.

Bizim Şatakh’ın köylüleri savunmada aktif rol üstlendiler ve benim duymuş olduğum ve hatırladığım çeşitli tarihi olaylar anlatırlardı. Read the rest of this entry »

Filed in Popüler Tarih • Tags: , ,

"Burjuva medyası"

By Lektel - Last updated: Perşembe, Kasım 26, 2009

gazeteler3Sosyalist “jargon”, yani argo dili; kendi ideolojik çerçevesi dışında kalan her türlü oluşum, talep ve harekete küçümseyerek yaklaşır. Demokrasiyi “burjuva” demokrasisi, hukuk devletini “burjuva hukuğu” ve medya oluşumlarını da aynı biçimde “burjuva medyası” olarak yorumlar.

Bu yorumlarında elbette ki haksız; daha doğrusu yüzeyseldir. Çünkü tüm bu oluşumu yüzeysel olarak yorumlayınca aradaki önemli renkleri kaçırır, görmezden gelir.

Tüm bu renk eksikliğini; 1989 yılında domino taşı gibi teker teker çöken Stalinist bürokratik sosyalizm uygulamalarında gördük. Komünizm; renksizliğin, zevksizliğin, tek tipliğin, baskıcılığın adı oldu kaldı. Üstelik bunu gerçekten de hak etmemesine rağmen.

Peki komünistler bunu neden yapar?

Esasında; zannetiğimiz gibi yalnızca kuru bir ideolojik tutuculuktan değil; medyanın da sınıf çatışmasının sürdüğü alanların bir uzantısı olduğunu kabul ettiklerinden dolayı bunu yapıyorlar.

Bu görüş yanlış mı? Read the rest of this entry »

Filed in Düşünce • Tags: , ,

Ajanda 2010: İllallah

By Lektel - Last updated: Salı, Kasım 24, 2009

kk2116Metis Kitap; 2005′ten bu yana sürdürdüğü tematik ajandaları için bu yıl ilginç bir konuyu; “inançsızlığı” seçmiş. Kendi sitelerinde yüzde 20 indirimle 3,20 liraya sattıkları ajandanın içinde hem yıllık planlar ve notlar için bölümler hem de “okuma parçaları” var.

Metis Kitap; “İnanmama hakkı” konulu ajandasını şöyle tanıtmış:

Bu ajandayı hazırlayan bizler, inanma hakkına saygı duyuyoruz. Ama biraz daha derin bir saygıyı, inanmama hakkına duyduğumuzu da belirtmemiz gerek.
İnanmanın bir kez daha tartışılmaz bir şekilde insan varoluşunun temellerinden sayılmaya başladığı günümüz dünyasında, (ülkesine ve mekânına bağlı olarak) inanma hakkı örgütlü dinlerle, devlet bütçeleriyle, polis ya da asker kuvvetleriyle koruma altına alınmış durumda; buna karşılık, varoluşlarını inanma temelinde tanımlamak istemeyenler genellikle tekil, münferit ve örgütsüzler. Doğduğumuzda dinsel bir kimlik edindiğimiz varsayılıyor ve dünya karşısındaki duruşumuzu nasıl tanımladığımız sorulmadan bu kimlikler atfediliyor bize; üstelik yirminci yüzyılın Read the rest of this entry »

Filed in Konudışı • Tags: , ,

"Allahsızlığı Yayma Kürsüsü Başkanı" ve Maraş Katliamı

By Lektel - Last updated: Cumartesi, Kasım 21, 2009

gunesnezamandogacakpostrg0Yandaki resme ya da buraya tıklayarak ulaşabileceğiniz video Cüneyt Arkın ve Aydemir Akbaş’ın birlikte rol aldığı “Güneş ne zaman doğacak?” isimli Türk filminin içinden bir sahne. Filmin bu sahnesinde “Allahsızlığı Yayma Kürsüsü Başkanı” Alpgiray Nuriyev bir sınıfı teftiş etmek için içeriye giriyor.

Film; 1970’lerin efsane filmlerinden biriydi. Tıpkı Tarkan, Battal Gazi serileri gibi özellikle milliyetçi-muhafazakar kesim tarafından çok tutuldu. Film; bir Sovyet Rusya’sı köyünde kimin okuduğu anlaşılamayan bir ezan yüzünden Cüneyt Arkın’ın tutuklanmasıyla başlıyor ve olaylar bu eksende gelişiyor.

Filmin amacı “sadece” Sovyetleri eleştirmek mi? Read the rest of this entry »

Filed in Kültür Sanat • Tags: , , , , ,

Harun Yahya'nın gizli yaşamı

By Lektel - Last updated: Cuma, Kasım 20, 2009

0909-NewHumanistHarunAşağıdaki yazı; İngiltere merkezli New Humanist isimli derginin Eylül-Ekim 2009 sayısında Halil Arda tarafından yazılan “Sex, Flies and Videotape: the secret lives of Harun Yahya”başlıklı yazının dergi tarafından yaptırılan çevirisidir.

Amerika’da yükselen ideolojik bir dalgadir Hıristiyan yaratılışcılığı. Bu hareketin mensupları, bilimsel gerçeklere ve “militan” olarak adlandırdıkları tanrıtanımazlığa karşı saldırmaktadır. Ancak bilim inkarcıları, Hıristiyan dünyası ile sınırlı değil. Yaratılış düşüncesi ve evrim karşıtlığı bir süredir Müslümanlar arasında da yayılmaktadır. Hem de sayısız web sitesinde ve de “Evrim Kandırmacası“ ya da “Darwinizmin Karanlık Yüzü“ gibi başlıkları olan onlarca kitapta.

Richard Dawkins bile “The Times“ gazetesinde yayımlanan yeni bir söyleşisinde bu yeni olgunun etkisini kabul ediyor: “Okullarda evrim kuramının öğretilmesine karşı çıkanlar giderek artıyor, en çok da Müslüman öğrenciler evrim karşıtlığını destekliyor.”
Bu yeni hareketin baş aktörü, “Kuran biliminin evrim palavrasına” karşı üstünlüğünü kanıtlama heveslilerinin çokça göndermede bulundukları, her daim hazır “uzman” Harun Yahya’dan başkası değildir.

Faaliyetlerini İstanbul’da sürdüren Harun Yahya, Bilimsel Araştırmalar Vakfı adlı etkileyici bir yayın imparatorluğunun kurucusudur. Bu vakıf Yahya’ya atfedilen yazıları yaymakta ve altmışı aşkın web sitesinde Türkçe, İngilizce, Rusça, Arapça ve hatta Amharice gibi çok da fazla yaygın olmayan Afrika dilleri de dahil, on beş dilde belgesel film ve konuşma yayımlamakta. Ayrıca, vakfın yılda yarım milyonluk bir kitap üretimi de olduğu tahmin edilmektedir. Read the rest of this entry »

Filed in Düşünce • Tags: , ,